Yaşam

Şiirin yeri yurdu yoksa kanatlar onu göklere çıkarır

Bugünün şiirini de postmodernist ögelerin yardımıyla karmaşık ve uyumsuz şekilde yıkmaya çalışan Altay Öktem, toplu şiirlerini içeren “Kuşlarım Üşüyor” adlı kitabında yeninin deneysel arayışını geçmişin birikimiyle harmanladığı apaçık hissediliyor. Öktem, bunu yaparken mimetik kaygıları ve şiirin her döneminde ileri sürülen klasik iddiaları büyük korkularına taşımıyor. Tüm iyi niyetiyle; şiiri kuşun kanatlarıyla göğe çıkarmayı, şiirde yeni bir ses aramayı ta ilk dizesinden son dizesine kadar kararlı bir şekilde görev biliyor. Hatta yeni şiirin tapındığı kült anlayışa bile isteye karşı çıkma cesaretini göstererek meydan okuyarak bunu yapıyor. Altay Öktem, bu yaklaşımıyla şiiri kuş sütüyle beslemeye gücü yetmiyor ama şiirin niteliğine, etkinliğine katkı sağladığın da kimse inkâr edemiyor, edemez de…

Prehistorik dönemden bu yana insanın maddi koşullarının belirlediği varoluş bilincine vardığı o anda aklına gelen ilk ruhsal imgelerinden birisidir kuş imgesi, belki de… Mağaralarda ilkel olarak yapılan figüratif kuşlar, insanlığın gelişimine paralel olarak hemen hemen hayatın her alanında tinsel ya da demonik varlık gibi anlamlandırılır, simgesel olarak kâh bireysel kâh toplumsal boyutta kullanılır. Kuşlar kimi zaman ezoterik değerleri kimi zaman bir devletin gücünü ifade eder.

Yakın çağlara yaklaşınca kuş, mitolojik olarak daha sık şekillenir. Ortadoğu coğrafyasında ise bir gelenek olarak Avesta’dan türer, destanlaşır, efsaneleşir, insanın yaradılışına rehberlik eder. Öyle ki Firdevs’in Şehname’sindeki bazen bir bilge ağaçta bazen Kaf Dağı’nda yaşayan ve küllerinden kendini yaratan Simurg’u (Zümrüdüanka) salt insanlar değil Mantık Al –Tayr’da (Kuşların Dili)( ) Feriddüdin Attâr’ın kuşları da arar durur.

Günümüzde spiritüel anlamı daha ağır basan bir yanı olsa da kuşların mitolojik bağlamda ontolojik olarak daha geniş kullanıldığını görüyoruz. Sanatta alegorik anlatımlarla da başat yerini kimseye kaptırmayan kuş simgesi, edebiyatta özellikle şiirde artık başka bir boyuttadır. Psikolojik, sosyolojik ve felsefî anlamlar yüklenmiştir ona. Şiirde bu anlamların yoğunlaşması daha da ileri giderek çoğu zaman şairin poetik düşüncesini belirleyen sözcelemi oluşturma çabası olarak da algılanır.

Altay Öktem’in “Kuşlarım Üşüyor”( ) adlı toplu şiirlerini okurken Edebiyât-ı Cedîde’den (Yeni Edebiyat) Birinci Yeni’ye (Garip) Birinci Yeni’den İkinci Yeni’ye ve İkinci Yeni’den şimdinin ‘Postmodernist şiir’ kavramına kuş imgesinin nasıl kanat çırptığını gördüm. Edebiyatı Cedîde’nin en önemli şairi Tevfik Fikret’te kuş imgesi karalar bağlayan ve –cağız ekiyle zavallı olarak anılırken, sembolizm öncülerinden Ahmet Haşim’de kuş romantiktir. Kuş imgesinin başka mecralara kanat çırpması ise Garip’te yaşanır. Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte yazdığı “Kuş ve Bulut” şiirinde kuş şiirin bütünlüğünü daha da derinleştirir. Öktem ise kuşlarının ve kuşlarının kanat çırpmalarının her türlü nesnel sözcüklerle dili oluşturarak içeriği, biçimi kırmayı çalışan şiirin kendisine bir yer yurt bulması çabası olarak değerlendirilebilir. Bugünün şiirini de postmodernist ögelerin yardımıyla karmaşık ve uyumsuz şekilde yıkmaya çalışan Altay Öktem, toplu şiirlerini içeren “Kuşlarım Üşüyor” adlı kitabında yeninin deneysel arayışını geçmişin birikimiyle harmanladığı apaçık hissediliyor. Öktem, bunu yaparken mimetik kaygıları ve şiirin her döneminde ileri sürülen klasik iddiaları büyük korkularına taşımıyor. Tüm iyi niyetiyle; şiiri kuşun kanatlarıyla göğe çıkarmayı, şiirde yeni bir ses aramayı ta ilk dizesinden son dizesine kadar kararlı bir şekilde görev biliyor. Hatta yeni şiirin tapındığı kült anlayışa bile isteye karşı çıkma cesaretini göstererek meydan okuyarak bunu yapıyor. Altay Öktem, bu yaklaşımıyla şiiri kuş sütüyle beslemeye gücü yetmiyor ama şiirin niteliğine, etkinliğine katkı sağladığın da kimse inkâr edemiyor, edemez de… Bu yetmiyor, gelecek kuşaklara da aktarılsın diye ömrünü adayarak oluşturduğu hazineyi bir harami gibi koruma altına alıyor.

1992 – 2016 yılları arasında yayınlanan dokuz şiir kitabını kapsayan Kuşlarım Üşüyor adlı kitabında şiirlerin üstüne ağırlıklı olarak bedenin, cinselliğin, tıbbi terimlerin ve kriminal bir atmosferin çöktüğü saptamalarına katılmamak mümkün değil. Ben daha da ileriye giderek Altay Öktem’in şiirini dört bir yanını kuşatan bu postmodernist öznelerin kimi zaman okura priapik algılar da yarattığını söyleyebilirim. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum, Altay Öktem’in Şeref Bilsel’le yaptığı röportajda “Şiir bunların ve daha nicesinin hepsi. Şiir için ağız dolusu bir tanım yapmak mümkün değil sanırım ama şiir bize hayatın bambaşka bir yorumu, bambaşka bir açısı da olduğunu sezdirirse, görevini yerine getirmiş demektir.” ( ) dediğine katılarak söylüyorum. Elbette bu; Öktem’in de benim de ve şiir okurunun da asla yadsıyamayacağımız şey değil. Kim böyle bir şairin insanın özgürleşmesi arzusuna olan inancına katılmaz ki. Artı, bu atmosferin toplumsal yaşam biçiminin çelişkilerinin, anlayışının dizelerde kendine has şiirsel ifade etme talebidir de aynı zamanda. Bu da kabulümüzdür. Niye bunları diyorum? Çünkü “Kuşlarım Üşüyor”’unun bu atmosferin ‘Cogito’su anca kuş imgesiyle çözümlenebiliyor. Öktem’in tüm şiirlerin ana çatısında yer alan tematik belirginlikler kuş imgesinin kanatları altına saklanıyor. Kitabın poetiğini sağlayan söz zinciri, işte bu kuş imgesiyle salt anlamıyla değil matematiğinde de farkındalık yaratarak okura dokunabiliyor. 640 sayfalık kitaptaki ( ) 229 şiirin 83’ünde 173 kez kullanılan kuş imgesi; Öktem’in şiirinin mantığını baskın şekilde inşa ediyor, içre bir dili emmeye çabaladığı gibi aynı zamanda dili yeni olanaklarla yeşermesinin önünü açıyor. Nasıl mı? İrdeleyelim.

Kuşlar hep akıp giden zamanı hatırlatır insana. Her şeyden önce kuş kanatlandığında artık onu da zaman gibi tutmak zordur, ikisi de uçar gider. Öktem, kanat ve kuş imgesini; ‘Karanlık Çökmeden Önce ve Karanlık Dağlar Üzerinde Ayaklarımız Sürçmeden Önce, ve Siz Işık Beklerken, Onu Ölüm Gölgesine Çevirip Koyu Karanlığı Bastırmadan Önce Söylenen Sureler’, ‘Kuş Tanrısı’, ‘Vaktidir’, ‘Anasır-ı Erbaa’, ‘Arkaik Tanrısı’, ‘Sukuşu’, ‘Geri Ver Kanatlarımı’, ‘Milat’, ‘Kuşları Seviyorum Şiiri’, ‘Uçurumun Ucu’, ‘Zenci’, ‘Hakkın Var Bana’, ‘Ellerin’, ‘İbranice Sevdim Seni’, ‘Beni Bu Noktaya Kilitle Oris’, ‘Kuşları Siktir Et’, ‘Karşılaşma’, ‘Marla Singer’ şiirlerinde kullanır.

Öktem kanatlı kuş imgesini,
“halkım,
geri ver kanatlarımı” ( ) ,

“suçun rengi kuş kanatlarının
rengiydi o zamanlar tekin değildik

kanatlarında başka ülkeler saklı
kuşları severdik en çok kuşları” ( ) ,

“gözlerin zenci senin, suçlu bir halkın
ayaklanması ellerimi tutuşun
sevişmen bir tür bob marley şarkısı
küçük bir çocuğun yürüyüşü bakışın
yürüyüşü ve düşüşü uçurumdan aşağı

hayret! ben yıllarca süren bir düşüş görmemiştim
rüzgârlara, kuşlara, kanatlara inat
zamana, yarına, kayboluşa…” ( ) ,

“kimse kalmadıysa yeryüzünde, ne aşk, ne suç
ne de sevişme; benzemiyorsa eskisine anlamsızsa
bana ne oris, ben mi tıktım bu ruhu bu deliğe
bu kaderi ben mi çizdim zikzak, el ele
tutuşurduk bir zamanlar, çıkılan dağlar vardı, inilen
vurulan kuşlar vardı! kırılan kanatları okşardık…” ( )

dizelerinde de görüldüğü gibi toplumsala ayna tutar, tarihsel akışın içyüzünü okura gösterir, bir halkın sosyolojik tanımını betimler. Kanatlı kuş sözcükleriyle anlatılmak isteneni bir yandan halkın sosyolojik tanımı göstererek diğer yandan poetik çözümlemeyle şiirinde anlatımın ve anlamın estetiğini haklı yere oturtur, böylelikle bir taşla kuş vurur. Okura özgün şiir diliyle der ki, evet giden bir ömürdür ama bu ömür sıradan bir ömür değildir, düşlerinin peşine düşen nice ömürler de nice bedeller ödemiştir. Ödemiştir de bu yenilgilerde ve hayal kırıklığında kuşkulu tarihi oluşturan halkın payı nerededir, diye de sorar.

Şiirde kanat ve kuş dendiğinde akla gelen uçuş eyleminin Cemal Süreya’nın “Hayat kısa kuşlar uçuyor” dizesiyle Füruğ Ferruhzade’nin “Kuş ölümlüdür sen uçmayı hatırla” dizeleriyle felsefî boyuta ulaştığı gerçeğini de burada hatırlatmakta fayda var. Öktem de bu kaynaktan su içmiştir ama içtiği bu suyu toplumsal bellek adına bir zincirin birbirine eklenen halkaları gibi her bir şiirinde yeni bir kaynağa dönüştürmeyi ve okura da bu yeni kaynaktan meta olmaktan kaçınarak su yudumlama çağrısını denemiştir. Öktem’in dizelerinde kuş imgelerinin altını kırmızı kalemle çizmesinin nedeni de bundandır.

Öktem’in kuşları ördek, kuğu, karga, horoz, serçe, martı, kırlangıç, baykuş, güvercin kuzgun gibi envaitürlüdür. Bu kuşların isimleri ironiyi çağrıştırsa da bu kuş çeşitleri şiirde öyle bir kullanılır ki, şiirdeki hikâye anlatımının elini güçlendirir, bir başka boyutta anlamlandırır, müzikalitede ve ritimde yeni bir anlayışı da beraberinde getirir. Örnek vermek gerekirse, Kuzgun imgesi… Kuzgun; ‘Devlet’, ‘Allah Aşkına’, ‘Muhtemel Ölü’,’ Seviştikçe İçimdeki Kuzgun Ağlıyor’ şiirlerinde çokça geçer. Peki, Kuzgun sıradan bir seçim mi? Tabii ki hayır. Karga familyasındadır. Kehaneti, öngörüyü, bilgeliği, talihi, kutsallığı, yaşayanlar için ölümü, ölüler için yaşamı temsil eder. Grek mitolojisinde Apollon’a casusluk eder, İskandinav tanrıları Odin ve Thor’un güç kazanması için Kuzgun’a dönüşür. Her şey bir yana ismi şiirsel, çok karizmatik ve zeki bir hayvandır Kuzgun.

Öktem, kuzguna yüklenen anlamlarıyla yetinmez onu parçalar. ‘Ya devlet başa ya kuzgun leşe’ deyimine örneğin, öyle bir kırılma yaşatır ki bu dizelerde sözünü ‘devlet’ tanımına getirir ve akademik kitaplarda binlerce sayfa yazılan bu tanımı on sözcükle on yılı üç kısa satıra şöyle sığdırır.

“kâğıtları çıkarın
kaç kuzgun
kaç leşi yemiştir son on yılda” ( )

Kuzgun’a ait termnolojiyi de içselleştiren Öktem, onu anlamda yeni açılımlar yapması için spiritüel yanını da ele alır, yoğurur ve adeta yeniden yaratır, aşağıdaki dizede olduğu gibi tokatlar, silkeler ve okurun önüne atar.

“anne, ayetel kürsi oku bana, sonra suratıma üfle
sevişelim pis bir hüzünle
basılalım, kaçalım, damlardan zıplayalım
tünellerden geçelim; içimizde
tıkanıp kalsın bir düğüm, çözülmesin
o düğümün ucundaki iple asalım kendimizi
asılalım, kasılalım anne, kaskatı olalım
heykel gibi mesela, terk edilmiş bir kedi
yavrusu gibi, hani kuzgun şey gibi gelen
ney gibi gelen unuttum; hatırlat bana
ilk harfini söyle, ne bileyim ilk kargaşam
ilk kovuluşunu falan cennetten” ( )

Kuş imgesinde bu kadar derin metafor yükleyen Öktem’in ‘Kuşlarım Üşüyor’ adlı kitabın kapağıyla ilgili birkaç söz söylemeden edinemeyeceğim. Kapakta kitabın adı, Altay Öktem’in tam kafasına yerleştirilmesi de müthiş bir metafor. İçsel çatışmaları yansıtmaktan öte, bize bu ülkede yaşayıp da kafayı üşütmeden yaşamayı da çağrıştırıyor. Kolay değil elbet bu ülkede düşünerek ve duyarlı bir şekilde yaşamak, hele dönem şiirini ve kendini aşarak şiir yazmak hiç kolay değil. Üşütük olmak işten değil. Neyse biz yine de Altay Öktem’in şiirleri üşümesin diyelim.


[1] İş Bankası Yayınları. (1.Baskı,2006-İstanbul)

[1] SRC Kitap-Bi’Dünya Şiir Dizisi (1.Baskı, 2024-İstanbul)

[1] https://www.veveya.net/veveya-kitap/altay-oktemle-soylesi-seref-bilsel

[1] ‘Kuşlar Üşüyor’ kitabında yer alan şiir kitapları ve şiir sayısı; Eski Bir Çocuk: 18, Sukuşu: 26, Beni Yanlış Öptüler Aslında:25, Çamur Şiir: 36,Her şey; Oda Kırbaç Ayna: 10, Sokaklar Tekin Değil:55, Parça Tesirli:19, Dört Kırıtık Opera: 23 ve Fazla Elli:17’den oluşuyor.

[1] Geri Ver Kanatlarımı ( Sayfa:89 – Sukuşu kitabından)

[1] Kuşları Seviyorum Şiir (Sayfa: 142 – Beni Yanlış Öptüler kitabından)

[1] Zenci şiiri (Sayfa: 307 -Sokaklar Tekin Değil kitabından)

[1] Beni Bu Noktaya Kilitle Oris (Sayfa: 479 –Dört Kırıtık Opera kitabından)

[1] Devlet (Sayfa: 101- Sukuşu adlı kitabından)

[1] Allah Aşkına (Sayfa :421 – Parça Tesirli adlı kitabından)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu